Toplumsal Ekoloji Grubu
Anasayfa > Makaleler > Genel > 27 Mayıs ın Ardından: Darbe Korkusu
Pazartesi, 25 Mart 2019
 
 
27 Mayıs ın Ardından: Darbe Korkusu E-posta
Yazar Abdullah Anar  
Cumartesi, 31 Mayıs 2008

Darbe en kaba hali ile halkın yönetiminde zaafları olduğunu gören silahlı kuvvetlerin silahından ve hiyerarşisinden aldığı güç ile demokrasiyi ortadan kaldırmasıdır. Bilindiği üzere böyle dönemlerde işçi haklarından söz edilemez.

Yakalanan çeteler ülkemizde bir darbe tehklikesinin var olduğunu bildirdiğinde, bu bildirimin sevinenleri, üzülenleri, kaygılananları ve korkanları oldu. Bu bildirim sağı da solu da böldü. Darbeye karşı gelmeyen sol kesimler tırnak içinde ya da dışında yer alsa da korkudan medet umduğunu ve demokrasiye güvenmediğini beyan etmiş oldular. Çünkü darbe korkudur.
Korkunun iktidarıdır darbe.

Korku

Korku insanın var oluşundan beri insanla beraber olan temel bir duygu. En temel hali ile korku ölüm korkusudur. İnsan yaşamak ister ve ölümden korkar. Ölümden korkunun azaldığı nokta insan soyunun sürdürülmesi korkusudur. Bu türsel bir korku diye ele alınabilir. Her türün sürdürümü için böyle bir korkuyu farklı şekillerde hissetmesi söz konusudur.

Türünün sürmesi halinde ölümün korkutuculuğu azalacaktır. Yerine türün sürmesi eski deyim ile zürriyet sorunu söz konusu olacaktır. Kutsal kitaplar ve sümer hikayeleri bu sorunların yaşandığı erken zaman sorunlarını içerir.

Kapitalizmin tehdit ekonomisinin bu korku üzerinden hayat bulduğu, bu korkulara kendi virüslerini yerleştirdiğini ve korkunun sosyal devlet ile aşılması sürecini felç ettiğini biliyoruz. Kapitalizmin kendini var etmesi için korkuyu kullanması doğal kabul edilebilir. Paranın bir değer olarak merkeze konduğu ve üretim araçlarının kişilere ait olduğu sistemde bu korku olmadan sistemin sürdürülebilmesi hemen hemen olanaksız.

O nedenle kapitalizmi aşmanın bir yolu korkunun aşılması olacak, diye not edelim ve bu tartışmayı bu şekli ile başka bir yazıda sürdürelim.

Burda ise darbenin kapitalizmin sıkıntıda olduğu anları aşmasına yardımcı olan rolünden ve bu rolü gerçekleştirebilmek adına kullandığı korkudan söz edelim.
Kapitalizm kullandığu korkuyu, işler iyi iken süsler, gizler ve pek ortada göstermez. İşler kötü gittiğinde korkunun en ilkel halini kullanarak durumunu toparlamaya çalışır. Bu darbe olabilir veya savaş olabilir. Her iki durumda da kapitalizm çıkışını ya da toparlamasını sağlamak adına demokrasinin darmadağan edildiği, insanların sustuğu, silahların konuştuğu bir sürece girer.

Darbe nedir?

Darbe en kaba ve herkesin aklına gelen hali ile halkın yönetiminde zaafları olduğunu gören silahlı kuvvetlerin silahından ve hiyerarşisinden veya sadece silahından aldığı güç ile demokrasiyi ortadan kaldırmasıdır. Darbe tüm demokrasi kurumları ortadan kaldırır ve hepsinin yerine çeşitli askeri kademeler toplumu yönetmeye başlar.
Bilindiği üzere böyle dönemlerde işçi haklarından söze edilemez. İnsan haklarından söz edilemez. Etnik grupların haklarından söz edilemez. Çevreden söz edilemez. Silahın konuştuğu herkesin sustuğu andır darbe. Başka nedir? Vatanın söz konusu olduğu herşeyin teferruat olduğu andır darbe. Herşey vatan kutsalı içinde erimiş ve hikmetinden sual edilemez hallere bürünmüştür.

Darbe doğrudan bir tehdidin söz konusu olduğu ve korkunun en ilk hali ile hakim kılındığı ortamdır. Korkulmasında hak payı vardır. Çünkü darbe ölüm zamanıdır. Ölümün dahi sorgulanmadığı, işkencenin normal uygulama olduğu yani kısaca hukukun olmadığı andır darbe.

Korkutucu darbenin taraftarları

Darbeden farklı anlamlar çıkarılmasının söz konusu olduğunu biliyoruz. Bu anlamda en tartışmalı darbe 27 Mayıs darbesi. Kimi çevrelerin devrim olarak nitelendirdiği bu darbeye devrim adının takılması bazı çevrelerin devrim çözümlemelerindeki farklılığın yansıması. Demokrasiden yana olan hiçkimse ya da kurum 27 Mayıs dahil hiçbir silahlı kuvvetler müdahalesine darbe demeyecektir.

Siyasi yelpazenin sağında darbe beklentisi bir miktar rakibi elemek anlamında, bir miktar da daha sonra deyineceğimiz meşrulaştırma çabalarının bir ürünü olarak darbe kaçınılmazlığının yararı üzerine. Solda ise bizimkilerin darbe yaptığı inancı ve umudu darbeyi olumlayabilen anlayış.

Burda soru belki şu şekilde sorulabilir. Bizimkiler silahlı kuvvetler ise demokrasi güçleri kiminkilerdir? Bizimkiler silahlı ise silahsızlar kimdir? Bizim derdimiz demokrasi değil ise nedir? Demokrasi ve özgürlüklerin dışında bir sol çözüm söz konusu mudur. Evet gerçekten de sol olduğu söylenen bazı çözümlerin devrim darbe karşımı bir nitelikte açıklanması darbenin bu gruplarca meşru görülmesini açıklıyor.

O halde darbe kime karşıdır?
Darbeler sabaha karşıdır...

Tüm darbeler sabaha karşı yapılmıştır. Sabah günün belli bir zamanı olduğu gibi yaşamın umudunu da temsil eder.  Darbe görmeyen kuşakların geceyarısı bildirileri ile fark ettikleri gibi sabahı dar etme sürecidir darbe. Demokrasi sabahları kesintiye uğradığında öğlene yani olgunlaşma sürecine giremez.

Bizimkilerin darbe yapması söz konusu değildir. Bizim, bizden olan hiçbir darbe yoktur. Darbe demokrasi mücadelesi veren her kişi ve grup için bir felakettir. Darbe sabaha karşıdır, bize karşıdır.

Darbe meşruiyet temeline ne pişirmişse karşısına resmi olarak onu koyar. Planlama pişirilene karşı olma şeklindedir. Gerçekleşme ise demokrasinin tüm unsurlarına karşı olur. İnsana karşı olur. Umuda karşı olur.

Meşruiyet çabası

Darbe olası bir karşı duruşu engellemek için halkın geniş kesimlerinin olurunu almak ister.  Bizimkiler darbe yapıyor diyen bir kesim yaratmak darbecilerin birinci vazifesi. Meşrulaştırmak adına küçük onlarca darbe, cinayetler ve karışıklıklar üretilecektir. Bu cinayetlere akıl sır erdirilemeyecek, failleri bulunamayacaktır.

Gazeteciler öldürülecek, işçiler kontrolsüz kalacak, dini kıpırdanmalar, gösteriler ve toplumun en kutsalını rahatsız eden gösteriler yapılacaktır. Darbe meşrulaştırma sürecinde iç ve dış düşmanlarımızın nasıl da cesur oldukları, oratlıkta cirit attıkları gibi ülkemizin elden gideceği korkusu verilecektir ki bugün bayrak modamızın nedenlerinden en önemlisi bu nokta.

İnsanların bayram değil, seyran değil dönemlerde balkonundan kendi ülkesinde kendi ülkesinin bayrağını asması tam da darbe ortamı hazırlığının ulaştığı nokta olarak değerlendirilebilir. Ülkemiz tehdit altındadır ve yapacağımız her türlü şiddet ortamı bu tehtidi yok etmek adına olacaktır. Vereceğimiz rahatsızlıklar için şimdiden özür dileriz.

Toplumu kaosa götürecek bu ortamı önleyecek darbeciler toplumun yeni bir kaosa daha merhaba demesini ve toparlanması yıllarca sürecek yeni bir iyileşme sürecine girmesini sağlayacaktır. Ameliyat gibi algılandığında meşru ve alternatifsiz gibi görünen darbe, bir travma olarak toplumun beyninde onarılmaz yaralar açacaktır.

Silahsız kuvvetler 

Aslında ayrı bir yazı konusu olarak da ele alınabilecek bir konu da temsili demokrasinin içinde çoğunluk dikatoryasının darbeyi anımsatan yönetim şekli. Tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) veya hükümetler darbesi gibi, sendika, oda ve çeşitli STK'lerde seçilen yönetimlerin çoğunluk güçlerine, tüzükten gelen güçlerine dayanarak azınlık görüşlerini hiçe sayan uygulamaları. Demokrasi sürecinin çalıştırılmadığı ve sahip olduğunuz güçler ile diğer bileşenler üzerine tahakküm uyguluyor olmanız büyük darbe kültürüne bir zemin teşkil edecektir.
Bu tür yaklaşımların özellikle sol kesimde var olması silahlı kuvvet darbelerinin meşrulaşma sürecini hızlandırdığını ve darbe anlayışını ki bu aynı zamanda şiddetin bir çözüm olarak benimsenmesidir, kalıcılaştırdığını belirtmekte yarar var.
Buralarda hem de demokrasi mücadele alanlarında müdahaleci yaklaşımları önleyemiyorsak ve çoğunluk gücü ile bir şubenin yetkilerinin elinden alınması, merkezi para gücü ile bir şubenin sıkıştırılması gibi yöntemleri kullanabiliyorsak darbenin önlenmesine daha çok uzağız demektir.

Tanımı biraz daha indirgediğimizde darbenin bir kesimin elindeki bir silahlı gücü kullanarak diğer bir kesimi hizaya getirme çabası ise darbenin aslında geniş bir anlamda müdahaleci, tahakkümcü veya çoğunluk diktatoryası şeklinde heryerde yaşandığını görmek mümkündür.

Darbe önlenebilir mi?

Suni sancıların, korkuların fark edilmesi ve buna ortak olunmaması belki de bunun ön şartı. Ön görülen rolü oynamamak oynamamakta direnmek ve oynanan oyunları oynanacak kısımları ile beraber teşhir etmekde yine darbenin anlamsızlaştırılması konusunda bizlere düşen görevler olabilir.

Bunun dışında darbeye teşebbüs edenlerin yargılanması ve yasal cezalarını alması da bir önleyici çözüm olarak tartışılabilir. Özellikle darbe yapmış ve binlerin ölmelerine neden olmuş generallerin yargılanması her hukuk devletinin olmazsa olmaz görevi. Hukukun kendini ispatı. Ancak darbecinin bitmeyen bir dönüşen insan modeli olduğunu bildiğimizde bu çözüm yeterli bir çözüm olmayacaktır.

Demokrasinin çözümü demokrasi. Bunun açılımı uzun uzun yapılabilir. Ancak kısaca demokrasiyi bir sistem olarak benimseyen insanın çoğalması ile demokrasi güçlenir ve darbe olasılığı zayıflar. Odalarımızda, STK'lerimizde, toplantılarımızda darbe hevesinde olmayan insanlar ile daha iyi bir topluma ulaşma yolculuğumuz kesintisiz bir sürece girer. Demokrasi her alanda var edilirse ülke genelinde de var olması söz konusu olacaktır.

Hukukun her alanda savunulması ve hukuksuz dayanaksız her türlü girişimin bir darbe olduğunu bilerek artık umudun darbeden değil insandan beklenmesi gerektiğini hatırlatalım. Korkmayan, özgür, düşünen insanın olduğu yerlerde darbeden söz etmek artık çok zordur.

31 Mayıs 2008-Bianet

Son Güncelleme ( Salı, 08 Kasım 2011 )
 
Top! Top!