Toplumsal Ekoloji Grubu
Anasayfa
Perşembe, 22 Ağustos 2019
 
 
Bonobolar ve Bize Öğrettikleri E-posta
Yazar Reha Alpay  
Pazar, 15 Mart 2015

Bonobolar, şempanzeler ve hominid1 ailesinin diğer üyelerine göre en az araştırılmış ve henüz yeterince tanınmayan bir tür. Diğer türler 20. yüzyılın başından beri yakından incelenirken bonoboları gözlemlemeye yönelik çalışmalar ancak 1970'lerde başlamış. Bunun bir nedeni yalnızca Kongo Cumhuriyetinde belirli bir bölgede yaşıyor olmaları. Bir diğer neden de yakın zamana kadar ayrı bir tür olarak değil şempanzenin bir alt türü olarak görülmüş olmaları. Farklı bir tür olarak kabul edildikten sonra da ulaşım zorluğunun ötesinde Kongo Cumhuriyetinde yaşanan politik kargaşa o bölgede araştırma yapma olanaklarını belirli dönemlerde olanaksız kılmış. Sonuçta da bonoboların topluluk yaşamı diğer hominid türleri kadar detaylı bilinmiyor.

Ancak yakın zamanlarda keşfedilmiş olsa da bonobolar; insanların en yakın akrabalarının sürekli iktidar kavgası veren "katil şempanzeler" olduğu, erkek egemenliğinin bize en çok benzeyen diğer türlerde de olduğu ve benzeri mevcut toplumsal hiyerarşileri destekleyen argümanları bir anda alt üst etmekte. Çünkü bonobolarda erkek egemenliği yok, topluluk içi ve komşu topluluklarla anlaşmazlıklar çoğunlukla kavgayla değil sevişerek yakınlaşmayla çözülüyor. Üstelik yüz yüze sevişmeyi tercih etmeleri, birbirlerini gözlerine bakarak anlamaya çalışmaları, dişilerin masturbasyon yapması ve sevişirken çıkardıkları seslerle zevk aldıklarını belli etmeleri gibi insana benzeyen özellikleri şempanzeden çok daha fazla. Ayrıca dil ve iletişim becerileri şempanzeden daha üstün. Gelişmiş empati konusunda da verilen bir örnek geldikleri düzeyi gösteriyor: Daha önce ABD'de bonobolardan dışkı örnekleri toplayan bir araştırmacı orada tanıdığı bir bonoboyla Avrupa'da karşılaşmış ve bu bonobo onu hemen hatırlayıp kendi dışkısını ona sunmuş. Ne dersiniz onları şempanzelerden ayıran özelliklere daha detaylı bakmayı hakketmiyorlar mı?

Son Güncelleme ( Pazartesi, 16 Mart 2015 )
Devamı...

Küreselleşmenİn Sonu mu? E-posta
Yazar Reha Alpay  
Cuma, 14 Aralık 2012

ABD'li elitlerin hazırladıkları 2030 yılına yönelik küresel eğilimler raporunun açıklandığı bugünlerde ilerici ve devrimcilerin de kendi öngörülerini tartışmasında ve kamuoyuna duyurmasında yarar var diye düşünüyorum. Aslında ABD'nin açıkladığı eğilimlerin bir çoğu daha önce AB'nin 2030 küresel eğilimler raporunda zaten vardı. Detaylara girmeye hiç niyetim yok ama ABD'nin raporu Çin'in yakın bir zamanda dünyanın en büyük ekonomisine sahip olacağını kabul etmesi açısından ilginç. Çünkü daha 4 yıl önce yayınlanan 2025 raporu Çin'in 2025'te ikinci ekonomi olacağını öngörüyordu. 2008'de yaşanan durgunluğun bir çok kişi için kafa açıcı olduğu buradan anlaşılıyor.

Peki bizim açımızdan şu ya da bu kapitalist ülkenin şu ya da bu ölçüde güçlenmesi neden önemli? Sonuçta hepsi kapitalist ekonomiler değil mi?

Bu sorulara iki açıdan yanıt vermek olası. Birincisi uluslararası dünya düzeni açısından hangi ülkelerin daha fazla güç kazanacağı ve daha fazla etkili olacağı bir çok açıdan önemli. İkincisi ise kültürel anlamda yükselen güçlerin toplumsal değişimi nasıl etkileyeceği irdelenmesi gereken önemli bir konu.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Ocak 2013 )
Devamı...

Devrİmcİ Halk Hareketlerİ Tarİhİ E-posta
Yazar Reha Alpay  
Pazartesi, 19 Kasım 2012

Murray Bookchin daha çok özgürlükçü ve ekolojik bir toplum için mücadeleyi öngören toplumsal ekoloji düşüncesini geliştirdiği yazıları ve kitaplarıyla biliniyor.  Bookchin 1980 yılına kadar yayınlarında ekolojik sorunları analiz etti, kapitalizmin yarattığı ekolojik krizi vurguladı  ve bu krizi aşmaya yönelik politikalar geliştirdi. 1981'de yayınlanan Özgürlüğün Ekolojisi kitabı ile de bu politikalara antropolojik ve felsefi bir temel oluşturdu. 1995'te yayınlanan Toplumsal Ekolojinin Felsefesi yapıtında ise diyalektik doğalcılık felsefesini açıkladı.

İzleyen yıllarda ise bir yandan felsefi çalışmalarını ilerletirken, devrimler tarihini detaylı olarak incelemeye ve bunları son kitabında okuyucularıyla paylaşmaya yoğunlaştı. Orijinal adı "Üçüncü Devrim" olan bu yapıtın ilk cildinin Türkçe çevirisi "Köylü İsyanlarından Fransız Devrimine" alt başlığıyla Nisan ayında Dipnot Yayınları'ndan çıktı. "Fransız Devriminden İkinci Enternasyonale" alt başlığıyla yayınlanan ikinci cilt ise bugünlerde İstanbul Kitap Fuarı'nda  tanıtılıyor. Birinci cilt Ortaçağdaki köylü ayaklanmaları ile başlayıp 17. yüzyıl İngiliz devrimi, 18. yüzyıldaki Amerikan ve Fransız devrimlerini özetliyor ve analiz ediyor. Ancak bu özet içinde pek çok tarihçinin gözden kaçırdığı detayları öğrenmek ve bu devrimlere alışageldiğimiz kalıplar içinde değil tamamen yeni özgürlükçü bir bakış açısıyla yapılan bir analizi bulmak mümkün.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Ocak 2013 )
Devamı...

Ekososyalİzmİn Janus Başı ya da Hayat Memat Meselesİ E-posta
Yazar Şadi İdem  
Cuma, 01 Ekim 2010

Son yıllarda sosyalizm ile ekolojiyi birleştirme çabası olarak oluşturulan ekososyalizm fikriyatı Kovel ve Löwy' nin kaleme aldığı ekososyalist manifestoyla yeniden gündeme geldi. Sosyalist ve yeşil/ekoloji çevrelerde yeterince tartışılmadığını düşündüğüm bazı konuları, Ekososyalist manifesto ve ekososyalizm bağlamında, bu kısa yazıda, yerim elverdiği oranda gündeme getirmeye çalışacağım.

Son Güncelleme ( Salı, 08 Kasım 2011 )
Devamı...

Küreselleşme Kıskacında Türkİyenİn Ekolojİk Tarımı E-posta
Yazar Emet Değirmenci  
Perşembe, 20 Ekim 2011


Endüstriyalist-kapitalizm; IMF (International Monatery Fund), Dünya Bankası (DB), 1995 den bu yana Dünya Ticaret Örgütü (DTO), Avrupa Birliği (AB)'nin Ortak tarım Politikaları (OTP) gibi organları vasıtasıyla tahakkümünü sürdürürüyor. Tarım da bu gidişattan fazlasıyla nasibini alıyor. Verilere göre ‘zengin ülkelerde tarımla uğraşanların sayısı genel nüfusa oranla çok azalmış durumda ve yalnizca % 2 ila %6 dolaylarındadır'(1). Bu oran 1990 ların gerçeğini göstermekle birlikte 21. Yüz Yılda durum daha da vahimdir.

Son Güncelleme ( Cuma, 28 Ekim 2011 )
Devamı...

<< İlk < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
 
Top! Top!