Reha Alpay

  • Ulus ve Ulusçuluk

    İnsanlık kabile toplumlarından krallıklara ve kent uygarlıklarına geçtiğinde farklı etnik kökenlerden gelen insanlar birarada yaşamaya başladı. Krallıklarda bir kavim diğerlerini boyunduruk altına aldı, kimi kent uygarlığında ise farklı kavimlerden insanlar eşitlik içinde yaşadı. Bu dönemde kimi despot krallar ya da imparatorlar zaman zaman bir kavmi tümüyle yok etmeye çalışmışlarsa da genel olarak etnik kimlikler birbirlerinin dillerine, kültürlerine karışmadan yaşadılar. Roma İmparatorluğunda yıkılmaya yakın dönemde paganların zorla hıristiyanlaştırılması, İslamın zorla yayılması bunun diğer istisnaları olarak ortaya çıktı.

  • “İşe Yürüyerek Git” Günü

     Şu anda bu yazıyı okuyan kaç kişinin haberi vardı bilmiyorum ama, 5 Kasım günü “İşe Yürüyerek Git” günüydü. Avustralya Yayalar Konseyi tarafından başlatılan bu olay her yıl duyurulup, kutlanmaya çalışılıyor. Kamuoyunda ne denli yankı bulduğu ise kuşkulu.

  • Bilgisel Kapitalizm

    Kapitalizm başlangıçta diğer ekonomik sistemlerle birlikte varoldu. Tarım ekonomisi farklı kurallarla yürürken, zanaatkarların yaptığı üretim ve ticaret, pazar ekonomisi içinde sermaye birikimi yarattı. 18. yüzyıldan başlayarak endüstriyel kapitalizm dediğimiz makinalaşmış, merkezi üretime dayalı kapitalizm egemen olmaya başladı. İkinci Dünya savaşından sonra geliştirilen teknolojiler ise daha önce düşünülemeyecek boyutta bir otomasyonu ve üretim patlamasını olanaklı kıldı.

  • Doğrudan Demokrasi

    Geçen yazımda kişisel olarak verdiğimiz kararların kendi yaşamımızda ve toplumsal değişimde önemine değinmiştim. Ancak, aslında daha önemli olan bir noktayı sonraya bırakmıştık. O da yaşamımızı etkileyen bir çok kararın toplumsal olarak alınıyor oluşu. Bunlara politik kararlar da demek mümkün, ama bu kararların birçoğu bizden çok uzaklarda ve hatta politik karar verme mekanizmalarının da dışında bir takım mekanlarda veriliyor. Yine daha önceki bir yazımdan örnek verecek olursak, taşıt araçlarını geliştirmeye yönelik araştırmaların fosil yakıtlara mı, yoksa yenilenebilir enerji kaynaklarına mı dayanacağına Ford, GM gibi bu alanda tekel haline gelmiş bir kaç şirket karar veriyor. Hükümetler bu konularda teşvik politikaları uygulayarak bir yön vermeye çalışır gibi görünse de, bu teşvik politikalarının belirlenmesinde bu tekeller çok etkili oluyor. Bir başka örnek de tohum ve tarım ilaçları üreten şirketler. Bunlar bizim adımıza karar verip genetiği değiştirilmiş bitkilere yatırım yapıyorlar ve riskleri kolayca gözardı ediyorlar.

  • Ahlak ve Etik

    İlk yazımda insani insan yapan iyi özelliklerinden söz ederken iyi ile kötünün nasıl ayırt edildiğini daha sonra tartışacağımızı söylemiştim. Burada öncelikle neyin iyi neyin kötü olduğunun insan yaşamı karmaşıklaştıkça değiştiğini ve sürekli daha ayrıntılı bir şekilde belirlendiğini belirtmek durumundayım. İnsanlığın ilk dönemlerine dönecek olursak iyi ile kötünün yalnızca geleneklerle, töreyle belirlendiği bir dönemi görüyoruz. Bu dönemde bu değerler günlük deneyimler içinde oluşuyor ve ardından gelen kuşaklar bunları sorgulamadan kabulleniyorlardı. Sözgelimi kavimler içindeki kan bağının en önemli, hatta kutsal değerlerden biri olması. Bu durum farklı halkları kanlı savaşlara sürüklediği ve tüm taraflara çok zarar verdiği halde sorgulanmadan kabul ediliyordu. Yine doğaüstü güçlere inanç bu şekilde oluşmaya başladı, çünkü bir kere inanç oluşunca bunların sorgulanmasına karşı büyük bir tepki oluşuyordu.

  • Özgürlük mü? Otorite mi?

    Günlük yaşamımızda bir çok sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Bu sorunların önemli bir bölümü içinde yaşadığımız toplumun genel sorunlarının bir parçası ya da bize yansıması. Sözgelimi işsizlik sorunuyla karşılaşıyorsak, bu bizim kişisel olarak yaptığımız hatalardan çok hükümetin izlediği politikaların ya da küresel olarak gelişen ekonomik süreçlerin bir sonuçu. Çalıştığımız işyerinde bir sorun yaşıyorsak bu sorun genellikle işyerlerinde yerleşmiş kültürün bizim insani ihtiyaçlarımıza karşılık vermemesinden kaynaklanmaktadır. İnsanlar daha ilk uygarlıklar oluştuğu günden bu yana toplumsal sorunların daha kolay çözüleceği bir toplumun nasıl olması, nasıl örgütlenmesi gerektiği üzerine kafa yordular. Antik Yunanistan'da düşünürlerin kafa yorduğu en karmaşık sorunu belki de bu oluşturuyordu.